YAPAY ZEKA VE ETİK
Yapay Zekâ Kullanımı ve Etik Üzerine Milli Eğitim Bakanlığı kurumlarda Yapay Zeka Etik Kurulu oluşturma yolunda çalışmaları başlattı. Bu konu her kurumun kendi iş ve işleyişinde yapay zeka kullanımının etik açıdan değerlendirmesinin yapılması yönünde atılmış bir adımdır ve gereklidir. Ancak bunun Yasama Organı boyutunda ele alınması değerlendirilmesinin daha sonra kurum ve kuruluşlara çalışma yöntemi olarak yönetmelik/Yönerge ile bildirilmesinin uygulamada birlik, genellik ve etik ilkesine uygun olacağı ifade edip Yapay Zeka kullanımı ile ilgili birkaç düşüncemi ifade etmek isterim. Yapay zekâ artık hayatımızda “yer edinmiş” bir teknoloji değil; yerleşmiş bir gerçekliktir. Hatta öyle ki, bugün tartıştığımız şey yapay zekâyı kullanıp kullanmamak değil, kullanmamayı göze alıp alamayacağımızdır. Çünkü her yeni teknoloji bir imkân sunmaz yalnızca. Aynı zamanda bir vazgeçme maliyeti üretir. Yapay zekâ kullanılmadığında kaybedilecek zaman, rekabet, hız ve erişim; artık seçimlik değil, varoluşsal bir mesele hâline gelmektedir. Ekonomide, sağlıkta, hukukta, eğitimde… Yapay zekâ insanın yaptığı işi ortadan kaldırmıyor; onu hızlandıran bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlığın tarih boyunca en büyük sınırlılığı bilgiye ulaşma süresiydi. Bilgi uzaktı, dağınıktı, yavaştı. Kütüphaneler, arşivler ve uzmanlık bu yüzden kıymetliydi. Bugün ise bilgi artık mesafe ve zaman problemi değildir. Asıl problem değişmiştir. Günümüzün meselesi bilgiye ulaşmak değil, bilgiyle ne yapılacağını bilmektir. Bu bilgi ile ne yapılacak? Bu noktada etik tartışma başlıyor. Bir çok platformda yapay zekâ ürünlerinin kime ait olduğunu tartışılmaktadır. Oysa asıl soru şudur: Bir fikri kim üretir soruyu soran mı, cevabı kuran mı? Yapay zekâ kendi başına soru sormaz. Ama insanın sorduğu soruya göre düşünce biçimi geliştirir. Aynı yapay zekâya aynı konuda soru soran farklı kişilere iki farklı hatta birbirine tamamen zıt cevaplar verebilir metinler üretebilir. Bu, yapay zekânın “düşündüğünü” değil, yönlendirildiğini gösterir. O halde ortaya çıkan metin, aslında algoritmanın değil, insanın/bakış açısının ürünüdür. Yapay zekâ bir yazar değildir. Bir editör de değildir. O, insan zihninin dışarıya taşmış bir işlevi gibidir. Bir çeşit bilişsel protez. Nasıl gözlük görmek için, hesap makinesi hesaplamak için kullanılıyorsa; yapay zekâ da düşünceyi genişletmek için kullanılır. Beynin yerine geçmez, beynin kullanım ve erişim alanını büyütür. İnsan düşüncesinin yerine konuşmaz; insan düşüncesinin hacmini verilerle genişletir. Bu yüzden yapay zekâ ile üretilmiş bir metnin etik olup olmadığı, teknolojinin kendisiyle değil, insanın niyetiyle ilgilidir. Çünkü yapay zekâ ana fikri üretmez; ana fikrin etrafındaki boşlukları doldurur. Çoğu zaman yaptığı şey, insanın zihninde zaten var olan düşüncenin bağlaçlarını kurmak, literatürün dağınık parçalarını bir araya getirmek ve erişimi hızlandırmaktır. Bilgiye hızlı erişmek, etik dışılık değildir. Aksi hâlde kütüphane de etik dışı olurdu; çünkü o da bilgiye ulaşmayı hızlandırır. Burada etik ilkelere uygunluk açısından istenenin insanın literatür taraması bilgiye ulaşması için zaman kaybetmesi veya zorlanması olmamalı. Sorumluluk açısından baktığımızda: Yapay zekânın sonuç üretmesi son noktayı koyması mümkün değildir, Sonucu seçen son noktayı koyan insandır. Bu nedenle “yapay zekâ yazdı” cümlesi aslında eksik bir ifadedir. Doğrusu şudur: Yapay zekâya, doğru soru sorularak açıklama yapılarak ve doğru yönlendirilerek yazdırıldı. Çünkü soruyu kurmak, sınırları belirlemek, yönlendirmek ve kabul etmek insana aittir. Algoritma sadece ihtimaller sunar; tercih insana aittir. Etik olanı tercih etmek de insana aittir. Belki de yapay zekâ çağında etik, ilk kez teknoloji üzerinden değil, insan üzerinden yeniden tanımlanacaktır. Çünkü sorun artık Yapay Zeka makinelerin insan gibi düşünüp düşünmediği değil; insanların yapay zeka aracılığıyla neyi üretmeyi düşündüğüyle ilgilidir.