GELECEĞİN EĞİTİMİ
Geleceğin EğitimiKuantum Zeka ve EğitimBağlantısallık (Dolanıklık) Bağlamında Çocuklarımıza Doğruları Değil, Olasılıkları Öğretmenin Zamanı Uzun yıllar boyunca eğitimi tek bir cümleyle özetledik: Doğruyu öğretmek...Oysa bugün, doğru dediğimiz şeylerin ömrü çoğu zaman bir müfredat dönemi kadar bile sürmüyor. Bilgi değişiyor, meslekler dönüşüyor, hatta sorular bile eskisi gibi sorulmuyor. Tam da bu noktada, kulağa bilim kurgu gibi gelen ama aslında eğitimin kalbine dokunan bir kavramla karşı karşıyayız: Kuantum Zekâ...Kuantum zeka, yapay zekanın alternatifi değil dönüştürücüsü olarak kısaca açıklayabiliriz. Kuantum zekâ, henüz sınıflarımıza girmiş bir teknoloji değil, ama bir zihniyet değişimini temsil ediyor. Tıpkı kuantum fiziğinin evrene bakışımızı değiştirmesi gibi, öğrenmeye bakışımızı da sarsıyor. Çünkü kuantum dünyasında hiçbir şey tek başına, kesin ve yalıtılmış değil. Her şey birbiriyle bağlantılı, olasılıklı ve etkileşim hâlinde. Bugünün eğitim sistemi ise hâlâ Newtoncu: doğrusal, mekanik ve kesin. Eskimiş bir paradigma.. Kısaca; Bilgi Artık Bir Kitapta Değil, Bir Ağda Eskiden bilgi bir yerdeydi: kitapta, öğretmende, tahtada. Bugün bilgi her yerde. Daha doğrusu, bilgi ilişkilerde. İnternette, yapay zekâda, arkadaş gruplarında, sosyal ağlarda, hatta bir çocuğun cebindeki telefonda. Eğitim kuramcılarının bağlantısallık dediği şey tam olarak bu: öğrenmek, bilgiye sahip olmak değil; bilgiye ulaşabileceğin bağlantıları kurabilmek demek. Kuantum zekâ fikri de buraya temas ediyor. Çünkü kuantum düşünce, tek bir doğruya değil, aynı anda var olan çoklu ihtimallere bakmayı öneriyor. Belki de çocuklara artık şu soruyu sormalıyız: “Doğru cevabı biliyor musun?” değil,“Bilgiye ulaşmak için hangi bağlantıları kurabiliyorsun?” Belirsizlik Korkulacak Bir Şey Değil Okul kültürümüzde belirsizlik genellikle başarısızlıkla eş tutulur. Yanlış cevap, düşük not, hatalı düşünme… Oysa gerçek hayatta belirsizlik, yaratıcılığın ve keşfin yakıtıdır. Kuantum yaklaşım bize şunu söylüyor: Belirsizlik öğrenmenin düşmanı değil, öğretmenidir. Bağlantısal öğrenme ortamlarında bir öğrenci aynı anda:öğrenen,öğreten,üreten olabilir. Tıpkı kuantum parçacıklarının aynı anda birden fazla hâlde bulunabilmesi gibi. Öğretmenin Rolü Değişiyor Kuantum zekâ çağında öğretmen, bilgiyi aktaran kişi olmaktan çok, ilişkileri düzenleyen, soruları derinleştiren ve öğrenme yollarını açan bir rehbere dönüşüyor. Öğretmen artık “cevabı bilen” değil, iyi soru soran kişidir. Bu da ezberden çok merakı, rekabetten çok işbirliğini, hızdan çok anlamı öne çıkaran bir eğitim anlayışı demektir. Tehlike Nerede? Elbette burada bir risk de var. Eğer kuantum zekâ ve yapay zekâ, eğitimi sadece daha hızlı ve daha verimli hâle getirmek için kullanılırsa, insanın öğrenme deneyimi silikleşebilir. Bağlantısallık bize önemli bir uyarı yapıyor: Teknoloji bireye, parçaya, merkeze değil, ilişkilere hizmet etmeli. Çocukların zihni bir algoritma değil; duyguları, bedeni, sezgileri olan doğrusal kesinlikten uzak mekanik olmayan her öğrenme denieyimi ile değişebilen canlı bir sistedir. Son Birkaç Söz Belki de eğitimin geleceği, çocuklara daha fazla bilgi yüklemek değil; daha iyi bağ kurmayı öğretmek. Kuantum zekâ, bize kesinlikten vazgeçmeyi, olasılıklar içinde düşünmeyi ve öğrenmeyi bir ilişki sanatı olarak görmeyi öneriyor. Bu yeni paradigmada hedef başarı değil anlamlandırmadır. Belki de asıl soru şudur: Çocuklarımızı doğru cevaplara mı hazırlıyoruz,yoksa henüz sorulmamış sorulara mı? İşte geleceğin eğitimi, bu sorunun etrafında şekillenecek.