Değerler Eğitimi: Söylemden Yaşantıya

Değerler Eğitimi: Söylemden Yaşantıya

Günümüz dünyasında kelimelerin ve kavramların insan düşüncesi, dolayısıyla davranışları üzerindeki belirleyici etkisi artık tartışmasız bir gerçektir. Bu bağlamda eğitim politikalarında sıkça vurgulanan ve çocuk eğitiminin vazgeçilmez unsurları arasında gösterilen değerler eğitimi; sloganlara indirgenemeyecek, birkaç süslü cümleyle geçiştirilemeyecek kadar derin ve hayati bir mesele olarak karşımızda durmaktadır. Ne yazık ki kimi zaman ideolojik karşıtlıkların gölgesinde, bir tarafın yücelttiği diğerinin değersizleştirdiği bir tartışma alanına sıkıştırılan değerler eğitimi, bu yüzeysel yaklaşımlar nedeniyle asıl amacından uzaklaşma riski taşımaktadır. Oysa değerler eğitimi, bireyin ne bildiğinden ziyade hayat karşısında nasıl bir duruş sergilediğiyle ilgilidir. Saygı, dürüstlük, sabır ve empati gibi temel insani değerler; tanımı yapılan, sınavlarda sorulan ya da duvarlara asılan kavramlar olmaktan çok, bireyin gündelik yaşamında aldığı kararlarla anlam kazanan ahlaki yönelimlerdir. Bu yönüyle değerler eğitimi, bilgi aktarımına dayalı bir öğretim alanı değil; bireyin karakterini, vicdanını ve toplumsal sorumluluk bilincini şekillendiren uzun soluklu bir yaşantı sürecidir. Saygı, insanın hem kendisini hem de karşısındakini başlı başına bir değer olarak görebilmesiyle başlar. Farklı düşüncelere tahammül edebilmek, dinlemeyi bilmek ve ötekinin varlığını bir tehdit değil, bir imkân olarak görebilmek; saygının gündelik hayattaki somut karşılıklarıdır. Eğitim ortamlarında çocuğa söz hakkı tanımak, fikrini önemsemek ve onu yalnızca pasif bir “öğrenci” değil, aktif bir “özne” olarak görmek; saygının en etkili öğretim biçimidir. Zira saygı, anlatılarak değil, muhatap alınarak, örnek olunarak öğretilebilir. Dürüstlük ise çoğu zaman yalnızca doğruyu söylemekle sınırlandırılmaktadır. Oysa dürüstlüğün özü, söz ile davranış arasındaki tutarlılıkta gizlidir. Çocuklar ve gençler, yetişkinlerin söylediklerinden çok, zor ve kriz anlarında nasıl davrandıklarına bakarak öğrenirler. Hata karşısında suçu başkasına yüklemek yerine sorumluluk alabilen, yanlışını gerekçelendirmeden kabul edebilen bir yetişkin duruşu; dürüstlüğün en güçlü öğreticisidir. Güven duygusu da ancak bu tür bir ahlaki tutarlılığın hâkim olduğu ortamlarda gelişebilir. Sabır, çağımızda en fazla aşınmaya uğrayan değerlerden biridir. Hız, anlık haz ve sonuç odaklılık, sabrı gereksiz bir bekleyiş gibi göstermektedir. Oysa sabır; pasif bir katlanma hâli değil, emek vermeyi, sürece sadık kalmayı ve zorluklar karşısında vazgeçmemeyi içeren aktif bir erdemdir. Eğitim süreçlerinde çocuğa her şeyin hazır sunulması yerine çaba göstermesine, zorlanmasına, hata yapmasına imkân tanımak ve süreç içerisindeki çabanın sonuçtan daha önemli olduğunu hissettirmek sabrı öğretmenin en doğal yoludur. Çünkü sabır, kolaylık içinde değil, emekle yoğrulan süreçlerde gelişir. Empati ise değerler eğitiminin merkezinde yer alan temel bir beceridir. Başkasının yerine kendini koyabilen birey, ne şiddeti meşrulaştırır ne de haksızlığı sıradanlaştırır. Empati; soyut öğütlerle değil, adil ilişkilerle, merhamet diliyle ve kapsayıcı bir iletişim iklimiyle gelişir. Çocuğun duygularını anlamaya çalışan, onu yargılamadan dinleyen bir yetişkin; empatiyi fiilen öğretmiş olur. Bu ortamda yetişen birey, yalnızca kendini değil, başkalarını da gözetmeyi öğrenir. Bu noktada altı çizilmesi gereken önemli bir husus şudur: Değerler eğitimi, ayrı bir ders saati ya da belirli gün ve haftalara sıkıştırılabilecek bir etkinlik alanı değildir. Okulun genel iklimi, idarecilerin yönetim felsefesi ve eylemleri, öğretmenin kullandığı dil, ailenin günlük hayattaki tutumları ve toplumun adalet algısı; değerler eğitiminin görünmeyen ama asıl etkili müfredatını oluşturur. Söylenenle yaşananın çeliştiği ortamlarda değerler, çocuklar için inandırıcılığını yitirir ve ahlaki kavramlar içi boş söylemlere dönüşür. Sonuç olarak değerler; öğretilmez, yaşanır. Ezberlenen değil, içselleştirilen; anlatılan değil, örnek alınan davranışlar kalıcıdır. Saygı, dürüstlük, sabır ve empati; bireyin hayatla kurduğu ilişkinin doğal bir parçası hâline geldiğinde gerçek anlamda öğrenilmiş olur. Değerler eğitiminin başarısı da tam olarak burada gizlidir: Söylenenle yaşananın aynı yerde buluşmasında. Unutulmamalıdır ki değerleri yalnızca dile getiren değil, onları hayatında yaşayan yetişkinler çocuklara gerçek anlamda rehberlik edebilir. Yalanı alışkanlık hâline getirenlerin, fitne üretenlerin, iftirayı sıradanlaştıranların, kul hakkını önemsemeyenlerin velhasıl insani değerlere saygısı bulunmayanların değerler eğitiminden söz etmesi, en hafif ifadeyle bir çelişkidir. Bu nedenle kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Yakın ve uzak çevremizde, çocuklarımıza değerler eğitimi verebilecek, onlara rol model olabilecek kaç kişi var?