Fahrettin Yokuş: "Ziraat Bankası Çiftçi Yerine Simit Sarayını Destekler Oldu

İYİ Parti Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş , Tarım Bakanlığı 'nın  2020 yılı bütçesini değerlendirdi. Ülkenin daha önce kendine yeten ve İhracata önemli bir paya shaip olan ülke konumunda olduğunu söyleyen Yokuş, "On yedi yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları çiftçilerimizi toprağa küstürmüştür. Hükûmet, yerli üreticiyi, çiftçiyi ve besiciyi korumamıştır. Yerli üretim yerine maalesef sınırsız ithalat yolunu seçmiştir. Nihayet on beş yıl aradan sonra çiftçiyi, köylüyü Hükûmetimiz, iktidarımız hatırladı, 3. Tarım Orman Şûrası gerçekleştirdi. Bu şûra sonrası Sayın Cumhurbaşkanı şunları söyledi: “Temel tarım ürünlerinde dışa bağımlı olmak, en az savunma sanayisinde dışa bağımlı olmak kadar tehlikelidir. Milletimizin gıda güvenliğini garanti altına almak her ülke gibi Türkiye için de bir millî güvenlik meselesi hâline gelmiştir.” dedi. Aynı şûrada artık canlı hayvan ve karkas et ithalatı yapılmayacağı ifade edildi." dedi.

Fahrettin Yokuş: "Ziraat Bankası Çiftçi Yerine Simit Sarayını Destekler Oldu

İYİ Parti Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş , Tarım Bakanlığı 'nın  2020 yılı bütçesini değerlendirdi. Ülkenin daha önce kendine yeten ve İhracata önemli bir paya shaip olan ülke konumunda olduğunu söyleyen Yokuş, "On yedi yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları çiftçilerimizi toprağa küstürmüştür. Hükûmet, yerli üreticiyi, çiftçiyi ve besiciyi korumamıştır. Yerli üretim yerine maalesef sınırsız ithalat yolunu seçmiştir. Nihayet on beş yıl aradan sonra çiftçiyi, köylüyü Hükûmetimiz, iktidarımız hatırladı, 3. Tarım Orman Şûrası gerçekleştirdi. Bu şûra sonrası Sayın Cumhurbaşkanı şunları söyledi: “Temel tarım ürünlerinde dışa bağımlı olmak, en az savunma sanayisinde dışa bağımlı olmak kadar tehlikelidir. Milletimizin gıda güvenliğini garanti altına almak her ülke gibi Türkiye için de bir millî güvenlik meselesi hâline gelmiştir.” dedi. Aynı şûrada artık canlı hayvan ve karkas et ithalatı yapılmayacağı ifade edildi." dedi.

16 Aralık 2019 Pazartesi 20:20
Fahrettin Yokuş: "Ziraat Bankası Çiftçi Yerine Simit Sarayını Destekler Oldu

Fahrettin Yokuş'tan Simit sarayı tepkisi.

İKTİDAR ÇIKARDIĞI KANUNLARI TANIMIYOR

2006 yılında çıkarılan Tarım Kanununa değinen Yokuş, "Değerli milletvekilleri, 2006 yılında AK PARTİ Hükûmetince Meclise getirilen Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesinde gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’i kadar tarım ve hayvancılıkta görev yapan, çalışan insanlara millî gelirin yüzde 1’i verileceği ifade edildi. Ama gelin, görün ki iktidar her zaman yaptığı gibi kendi çıkardığı kanunları bile tanımıyor. 2018 yılında çiftçilerimize verilmesi gereken 37 milyar yerine sadece 14,5 milyar hibe verilmiştir. Yani on iki yıllık destekleme sürecine baktığınız zaman yasadan bu yana çiftçinin 133 milyar Türk lirası hakkını gasbeden bir iktidar var karşımızda." dedi.

TOPRAĞA KÜSEN ÇİFTÇİ ŞEHİRDE AMELE OLUYOR

Çiftçilerin toprağa küstüğünü söyleyen Yokuş, "Değerli milletvekilleri, toprağa küsen çiftçi şehirlerde amele oluyor. Atatürk “Köylü milletin efendisidir.” diyerek fabrikalar açmış, çiftçiyi hep desteklemiştir. AK PARTİ Hükûmeti ise Atatürk’ün cumhuriyete ve Türk milletine miras bıraktığı fabrikaları kapatmış. İktidar maalesef “Millet bizim değil, biz milletin efendisiyiz.” anlayışıyla yoluna devam ediyor."

"Çiftçilerimiz, besicilerimiz borç batağında, bir yandan bankalar, diğer yandan Tarım Kredi Kooperatifleri ve ayrıca elektrik borçları birikmiş; traktörleri ipotekli, tarlalar ipotekli, iktidarın umurunda değil." diyen Yokuş, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

ZİRAAT BANKASI ÇİFTÇİYİ DESTEKLEYECEĞİNE..

"Büyükşehir Yasası’yla, 30 büyükşehirde bulunan on binlerce köy ve kasaba, belde şu anda ören yerine döndürülmüş durumda. Köy ve kasabalardan göç, ışık hızıyla devam ediyor.

Çiftçinin yükünü azaltacağınız yerde yük üstüne yük bindirdiniz. Çiftçiler için kurulan Ziraat Bankası, çiftçi yerine Simit Sarayı’nı destekler oldu. Her geçen yıl çiftçi sayımız azalmaktadır. Köylerden kentlere doğru göç artarak devam etmektedir. Köyden şehre göç eden çiftçilerimizi tekrar topraklarıyla buluşturmalıyız. Artık “şehirden köye göç” projesi yapmalıyız. Türk tarımını, Türk çiftçisini ve ülkemizi ancak bu şekilde refaha ulaştırabiliriz. İktidarınızın yerinde biz olsak, ihmal ettiğiniz köylümüze, çiftçimize ve besicilerimize vallahi ne yaparız biliyor musunuz? Hepsini baş tacı eder, her birine altın madalya takarız, köyde çiftçilik ve hayvancılık yaptıkları için. 

YERLİ TOHUMLAR YASAKLARA RAĞMEN

Toprağa verilen kimyasallara ve yerli tohum yasağı meselesine değinen Yokuş, "Topraklarımız kimyasal girdilerle zehirleniyor. Ülkemizin her karış toprağında iklim özelliklerine göre yetiştirebileceğimiz yerli tohumlarımız sizin yasaklarınıza rağmen hâlâ mevcuttur. Yerel ata tohumları bir ülkenin hazinesidir. Bununla birlikte, Anadolu coğrafyası 3 bini endemik, toplam 13 bin bitki çeşidi zenginliğine sahiptir. Yani yerel gen kaynaklarımızı kullanarak topraklarımızın verimliliğini artırmak ve insan sağlığını korumak atılacak doğru adımlarla mümkündür. Biyoçeşitliliği korumak, geliştirmek ve kayıt altına almak öncelikle kamunun sorumluluğundadır. Geleceğimizin teminatı nesiller, Hükûmet ve bürokratların insafına terk edilemeyecek kadar önemlidir. Bu yüzden, düzgün işleyen devlet politikası olması gerekir. Ama maalesef AK PARTİ Hükûmeti düzgün işleyen politikalar üretememektedir." dedi.

Yokuş sözlerini şu şekilde sürdürdü:

"Değerli milletvekilleri, Tarım Ekonomisti Doktor Necdet Oral: “Çiftçi, AKP iktidarı döneminde 3 milyar hektarlık alandan, üretimden vazgeçti. Bakan tarımı düşünüyorsa dışarıdan alınan tarım girdilerine baksın. 2000’li yılların başından bu yana uygulanan IMF, Dünya Bankası patentli tarım politikaları nedeniyle ürettiğinden para kazanamıyor, çiftçi tarımdan elini ayağı çekiyor.” diyor. Haksız mı? Elbette haklı.

Yerli tohumumuz olan ata tohumumuzu desteklemek yerine hibrit tohumu ekiyoruz. Hibrit tohumun beraberinde kimyasal gübre ve ilaçlarla topraklarımızı zehirliyoruz. 8 Kasım 2006 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Tohumculuk Kanunu’yla tohum piyasası küresel tohum tekellerinin ve onların denetimindeki yerli temsilcilerin kontrollerine bırakılmıştır. Anadolu’nun zengin biyolojik çeşitliliğini yansıtan yerel ata tohumlarının satışı sertifikalı olma şartı nedeniyle maalesef yasaklanmıştır. Küresel endüstriyel yapının modern bilimsel üretim adına dayattığı bu sistemde, kısır hibrit tohumun özendirilmesi ve teşvikiyle tohumculuk piyasası ticari firmaların kontrolü ve tahakkümü altına girmiştir. İthal tohumlar, ilaç ve gübreler neticesinde tarımsal girdilerin maliyeti artmış, bu hususta geçtiğimiz ay hibrit tohumunun zararlarının araştırılması için verdiğimiz önerge de maalesef reddedilmiştir.

Yine, ata tohumu kanun teklifimiz hâlâ Komisyonda beklemektedir. Yerli ve millî kendi tohumlarımıza sahip çıkmakla ancak yerli ve millî olunabilir. Demek ki bu memleket küresel sermayenin kontrolü altında. Evet, yanlış duymadınız, bu memleket tarımıyla hayvancılığıyla küresel sermayeye teslim edilmiş durumda. Kendi ata tohumumuzu eken, üretim yapan insanların cezalandırılmasının başka bir açıklaması var mı Allah aşkına?

Hayvancılığa gelince, uzun uzun anlatmayacağım. Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği, hayvancılığın sorunlarıyla ilgili detay bir rapor hazırladı ve Bakanlığa sundu. Bu raporda “Et ve canlı hayvan ithalatı uyuşturucu bağımlılığı gibidir, sağladığı mutluluk kalıcı değildir, geçicidir.” diyor Sayın Bakan. Lütfen iyi dinle Sayın Bakanım. Raporda, ayrıca, devlet organlarını yöneten bürokratları, siyasetçileri, son yıllarda oluşmuş olan ithalata bağlı sektör temsilcileri ile içeride ve dışarıda dayanışma içinde olan ithalat lobilerinin manipüle ettiğine veya etkilediğine ilişkin yargı var. “Hayvancılık sektöründe çalışanlar artık buna inanıyor.” diyor. Yani demek istiyorlar ki Sayın Bakanım, içeride ve dışarıda birileri bu sektörde Türk hayvancılığının canına ot tıkıyor ve bunun arkasında kim var? Ürdünlü  Hijazi’yi tanıyor musun ya da yerli Morkoç’u tanıyor musun? Yarınlarda bunlar çarşaf çarşaf ortaya dökülecek. Unutmayın ki küresel sermayeye hizmet edenler hayvancılığın da hesabını bu millete verecekler.

Sayın Bakan, size tavsiyem, hani bu Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliğinin sunduğu rapor var ya -36 maddeden oluşan- vallahi o raporu okuyun, o raporu uygulayın, hayvancılıkta başka bir şey yapmayın, hiç yorulmayın, memleket ihya olur, Türk çiftçisi ihya olur, besici ihya olur, Türkiye ihya olur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bakanım, ne yediğimizi bilmiyoruz, gıda terörü hepimizin sağlığını vuruyor. Son bir yılda hileli gıda üretimi yapan firma sayısı sizin açıklamalarınızda 173’ten 618’e, ürün sayısı da 282’den 1.211’e yükselmiş. Şu andaki cezaların caydırıcı olmadığını ne yazık ki bu rakamlar bize gösteriyor. Dolayısıyla bu cezayı göze alarak üretimini sürdüren firmaların sayısı artarak devam ediyor. Hileli gıda üretenler, insan sağılığına zarar vermelerinden dolayı ağır cezalara çarptırılmalıdır.

Sayın Bakan, sağlığımızla oynayanları kara listeye alacak mısınız, ağır hapis cezası getirecek misiniz, ticaretten men cezası düşünüyor musunuz? Bunlara lütfen cevap veriniz. Bakanlığınız, denetim noktasında yetersizdir. Gıda denetimi işini ehil olanlara vermiyorsunuz. Yeterince kadro istihdamı yapmıyorsunuz. Ama ne yapıyorsunuz? Türk milletinin zehirlenmesini seyrediyorsunuz. Ama unutmayınız ki bu ülkede sizin çocuklarınız da yaşıyor.

Şimdi, ormanlarımıza gelelim. Ormanlarımız bizim akciğerimizdir, millî servetimizdir. Ormanlarımızı korumak için neden seyir kuleleri yapılmaz? Neden ormanlarımızı korumak için gerekli tedbirler alınmaz? Bir orman yangını çıktığında neden hemen müdahale edilemez? Avrupa’nın en büyük özel yangın söndürme filosuna sahip olduğu bilinen Türk Hava Kurumu yerine, yangın söndürmek için neden özel şirketler kullanılır? Neden orman işçilerine sigorta hakları verilmez, imzalatılan bir sözleşmeyle ellerinden alınır? Neden orman işçileri “işveren” statüsünde değerlendirilir, işçilere tanınan haklardan yararlanamazlar, neden?

Şimdi, esas soruyu soruyorum: Sayın Bakanım, kesimlerde on yıllık kesim planları uyguluyorsunuz, planlar için yüz binlerce lira para harcıyorsunuz ama bu planlara uymuyorsunuz, neden? Bu Mecliste cevap verin.

Sayın Bakanım, yine size soruyorum: “3 kapalı orman” alanlarında tarıma ya da inşaata açtığınız alanlar var mı? Bu haberler her yerde yayınlanıyor, bunlar doğru mu? Tekrar ediyorum: “3 kapalı orman” alanlarını inşaata açtırıyor musunuz, tarıma açtırıyor musunuz kestirip? Bunlara lütfen cevap verin.

Ve yine, Orman Genel Müdürlüğü, hatta Bakanlık merkezinizi yönetenler sarı, yandaş bir sendikayla -TOÇ BİR-SEN denilen- el ele, paralel paralel yönetim mi yapıyor? Yoksa gerçekten doğru bir yönetim mi yapıyorsunuz?

Orman Genel Müdürlüğü personeli bugün huzursuz, verimsiz çalışıyor. Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nden tutun da Görevde Yükselme Yönetmeliği’ne kadar her şey arızalı. Ama Ahmet Bey kardeşim, Konya Milletvekilim, bir de arızalı Karapınar var, kuruyan Karapınar. 800 bin ağaç kuruyor, şimdi, bu ağaçlar kuruyor.  2004’ten beri yapılmış. Karapınar’ın özelliği ne? Çölleşen bir yöremiz bizim. Ağaç dikmemiz lazım, diktiğimiz ağacı korumamız lazım ama kurutuyoruz. Ama Allah selamet versin, iktidarımız, bakın, ne güzel nefes mefes diyerek 11 milyon ağaç dikiyor. Be Müslüman, be kardeşim, be Ahmet Bey kardeşim, be Sayın Bakanım; Allah aşkına, yahu, diktiğiniz ormanları kurutuyorsunuz! “Yeniden orman dikiyoruz.” diye “11 milyon…” “Rekor kırıyoruz!” diye… Yapmayın Allah aşkına ya! Yapmayın bu şovları, yapmayın ya! Yapmayın bu şovları!

Sayın Bakanım, kurutmayın bu ormanları, sahip çıkın Konya’ya, sahip çıkın Türkiye’ye! Sahip çıkın!

Evet, şimdi, gelelim fasulyenin faydalarına. Tarım ve Orman Bakanlığı 150 bini aşkın personel ve 33 genel müdürlükle devasa bir kurum. 4 Bakan Yardımcısı var  ancak dikkat buyurun “Bakanlığı Tan adında bir danışman gölge bakan gibi yönetiyor.” iddiaları var Sayın Bakan. Bu Tan kim? Buna cevap istiyorum.

Ve başka bir şey: Bazı bürolarda vatandaşın dosyaları dolaştırılıyor, hâlâ binlerce dosya maalesef imzalanmıyor. Acaba ne oluyor Sayın Bakan, Bakanlığında? Bakan Yardımcılarının birinin emrinde 40’ın üzerinde danışman olduğu söyleniyor. Sizin kaç danışmanınız var Sayın Bakan? 150 bin personel içinde yüzlerce bir de danışman mı topladınız? Cumhurbaşkanından mı öğrendiniz? Yahu, personeliniz yetmiyor mu size? Bunlara bir cevap verin.

Şimdi, genel müdürlerin imzası geçersiz bu Bakanlıkta, Bakan Yardımcılarının geçersiz ama danışmanlar yönetiyor, gölge bir yönetim var.

Eyvah! Melen Projesi’ne gelemedim.

Sayın Bakanım, Sayın Bakanım, Melen Projesi felaketi var, size soruyorum: Melen Projesi’ne 1,5 milyar harcandı; şu anda ancak 1 milyar lira daha para ödenirse Melen Çayı İstanbul’un su ihtiyacını karşılayabilecek ama gelin görün ki, öyle bir proje hatası yaptınız ki kil çekirdekli dolgu yerine katı proje yani beton yaptınız. Bu projeyi de yanında bulunan Bakan Yardımcın, eski DSİ Genel Müdürü imzaladı; yine beraber çalıştığın Dinçer Aydoğan imzaladı. Şu anda devlet 1 milyar lira zarara uğratıldı. İstanbul susuz kalacak. Bunların hesabını soracak mısın Sayın Bakan? Sormalısın Sayın Bakan. Hâlâ bunlarla çalışıyorsun. Buradan iddia ediyorum. Yüklenici firma diyor ki: “Bu şekilde yaparsak bu yanlış olur, yapmayın etmeyin.” Size defalarca yazı yazıyor.

KAMUBULTENİ.COM  | ANKARA

Son Güncelleme: 16.12.2019 20:34
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.